Bilim Ne Söylüyor? bölümü kapak görseli: Sosyal medya ve ergen ruh sağlığı
Bilim Ne Söylüyor?

Sosyal medyanın gençlerin ruh sağlığına riski hangi yaşta daha büyük?

Boylamsal araştırma, 2026

Sosyal medya gençlerin ruh sağlığına zarar veriyor mu? Bu soru aileleri, öğretmenleri ve son yıllarda pek çok ülkede yasa koyucuları meşgul ediyor. Avustralya’da aynı gençleri dokuz yaşından on dokuz yaşına kadar her yıl izleyen bir araştırma, soruya “evet” ya da “hayır”dan daha ayrıntılı bir yanıt veriyor: Risk küçük ama gerçek görünüyor ve her yaşta aynı değil.

Yayımlandığı yer
Medical Journal of Australia, 224(6), e70220, 2026 (açık erişim)
Yazarlar
Nandita Vijayakumar, Susan M. Sawyer ve ekibi
Araştırma deseni
İleriye dönük boylamsal kohort çalışması
Katılımcılar
Melbourne’de 1.195 genç; 2012–2022 arasında her yıl izlendi

Bu araştırma neden yapıldı?

Sosyal medya ile ergen ruh sağlığı arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmaların çoğu, gençlere tek bir zamanda sorular soran kesitsel çalışmalar. Bu çalışmalar genellikle zayıf ve tutarsız ilişkiler buluyor; hangisinin önce geldiğini de gösteremiyor. Boylamsal çalışmalar ise çoğu zaman geniş yaş aralıklarını bir arada inceliyor.

Oysa pek çok ülkede sosyal medya için yaş sınırı tartışılırken asıl merak edilen şu: Risk hangi yaşlarda daha yüksek? Araştırmacılar bu soruya, aynı gençleri her yıl izleyerek ve kızlarla erkekleri ayrı ayrı inceleyerek yanıt aramak istedi.

Nasıl araştırıldı?

Veriler, Çocukluktan Yetişkinliğe Geçiş Araştırması’ndan (CATS) geliyor. 2012’de Melbourne’de rastgele seçilen 43 okuldaki üçüncü sınıf öğrencileri çalışmaya davet edildi; 1.239 çocuk katıldı ve 2022’ye kadar her yıl izlendi. Analizlere 1.195 genç dahil edildi.

Gençler 12 ile 18 yaş arasında her yıl, sıradan bir okul gününde sosyal medyada ne kadar zaman geçirdiklerini bildirdi. Yanıtlar üç gruba ayrıldı: günde bir saatten az, bir ile iki saat arası ve iki saatten fazla. Bir yıl sonraki ölçümde depresif belirtiler, kaygı belirtileri, iyi oluş ve kendine zarar verme davranışları değerlendirildi.

Araştırmacılar, sonucu etkileyebilecek başka etkenleri hesaba kattı: gencin bir önceki yıldaki ruh sağlığı, akran zorbalığı, anne baba desteği, uyku süresi, fiziksel etkinlik, önceki sosyal medya kullanımı ve ailenin sosyoekonomik durumu. Sonuçları “100 gençte kaç kişi daha fazla?” biçiminde, yani risk farkı olarak raporladılar. Bu, bulguların toplum düzeyindeki karşılığını anlamayı kolaylaştırıyor.

Ne bulundu?

Bütün ergenlik dönemi birlikte ele alındığında, günde iki saatten fazla sosyal medya kullananlarda bir yıl sonra yüksek depresif belirti gösterenlerin sayısı, bir saatten az kullananlara göre her 100 gençte yaklaşık 6 kişi daha fazlaydı. Düşük iyi oluş için de benzer bir fark vardı ve bu fark özellikle kızlarda belirgindi. Kaygı ve kendine zarar verme için genel analizlerde net bir örüntü görülmedi; erkeklerde ise bazı artışlar dikkat çekti.

En çarpıcı bulgu yaşla ilgiliydi. Risk en çok erken ergenlikte, yani 12–13 yaşlarında belirgindi. Bu yaş grubunda günde iki saatten fazla kullanan kızlarda, her 100 kişide yaklaşık 11 kişi daha fazla yüksek depresif belirti ve düşük iyi oluş görüldü. Erkeklerde bu sayı depresif belirtiler ve kaygı için yaklaşık 7’ydi. Erken ergenlikte kızlarda günde bir ile iki saatlik kullanım bile düşük iyi oluşla ilişkiliydi. Orta ve geç ergenlikte ise etkiler yaklaşık yarı yarıya küçüldü.

Kullanım süresi yaşla birlikte belirgin biçimde arttı: 17–18 yaşlarına gelindiğinde kızların yaklaşık yarısı günde iki saatten fazla sosyal medya kullandığını bildiriyordu.

Bu araştırma bize ne söylüyor?

  • Günde iki saati aşan sosyal medya kullanımı, bir yıl sonra yüksek depresif belirti riskinde küçük ama tutarlı bir artışla birlikte görülüyor.
  • Bu risk her yaşta aynı değil: En belirgin olduğu dönem, gençlerin sosyal medyayla yeni tanıştığı 12–13 yaşları.
  • Kızlar ve erkekler arasında farklı örüntüler var: Kızlarda iyi oluş, erkeklerde kaygı ve kendine zarar verme daha çok öne çıkıyor.

Peki neyi söylemiyor?

  • Sosyal medyanın depresyona yol açtığını kesin olarak göstermez. Araştırmacılar önceki ruh sağlığını ve pek çok başka etkeni hesaba katsa da, ölçülmemiş etkenlerin, ters yönlü bir ilişkinin ya da hem sosyal medya kullanımını hem ruh sağlığını etkileyen ortak bir yatkınlığın rolünün tamamen dışlanamayacağını kendileri belirtiyor.
  • Gençlerin sosyal medyada ne yaptığı hakkında bilgi vermez. Yalnızca süre ölçüldü; hangi içeriklerle karşılaştıkları, zorbalığa uğrayıp uğramadıkları ya da aktif mi pasif mi kullandıkları bilinmiyor.
  • Hiç kullanmamanın az kullanmaktan daha iyi olduğunu göstermez. Hiç kullanmayanların sayısı az olduğu için bu iki grup ayrı incelenemedi.
  • Tek bir gencin geleceği hakkında bir şey söylemez. Sonuçlar grup düzeyindeki risk farklarıdır; yoğun kullanan her gencin sorun yaşayacağı anlamına gelmez.
  • Her ülkeye ve döneme doğrudan genellenemez. Veriler 2014–2021 arasında, yüksek gelirli bir ülkede toplandı; platformlar bu sürede çok değişti, son ölçümler pandemi dönemine denk geldi. Kullanım süresi de gençlerin kendi bildirimine dayanıyor ve gençler bu süreyi olduğundan az bildirme eğiliminde.

Okuyucu için ne anlama gelebilir?

Bulgular, sosyal medyayla ilk tanışılan yılların özellikle dikkat gerektiren bir dönem olabileceğini düşündürüyor. Kullanım süresi önemli bir gösterge, ama tek gösterge değil: Gencin sosyal medyada ne yaptığını, kimlerle etkileştiğini ve sonrasında nasıl hissettiğini konuşmak, yalnızca süreyi kısıtlamaktan daha fazla bilgi verebilir.

Araştırmacılar, yaş sınırına yönelik düzenlemelerin ebeveyn rehberliği, okullarda medya okuryazarlığı ve platformların kendi güvenlik önlemleriyle desteklenmesi gerektiğini öneriyor. Bu bir korku mesajı değil; küçük ama gerçek bir riskin en çok hangi yaşlarda yoğunlaştığına dair bir bulgu.

Bu yazıda başka araştırmacıların hakemli bir dergide yayımlanan çalışmasını özetliyorum; çalışmanın yazarları arasında değilim. Bulguları makalede yazılanın ötesine taşımamaya ve yorumlarımı bulgulardan ayırmaya özen gösterdim. Ayrıntılar ve sınırlılıkların tamamı için makalenin kendisine başvurabilirsiniz. Bu yazı bilgilendirme amaçlıdır; kişisel bir değerlendirmenin, tanının ya da tedavinin yerini tutmaz.

Künye

Vijayakumar, N., Dashti, S. G., Canterford, L., Ellul, S., Parissi, A. J. A., Goddings, A.-L., Viner, R. M., Moran, P., Borschmann, R., Mundy, L. K., Robson, E. M. ve Sawyer, S. M. (2026). The effects of social media on adolescent mental health: Findings from a population-based cohort study in Australia. Medical Journal of Australia, 224(6), e70220. https://doi.org/10.5694/mja2.70220

Makale açık erişimlidir; tam metnine DOI bağlantısından ulaşabilirsiniz.

Ergenlerde kaygı üzerine daha önce yazdığım çocuk ve ergenlerde kaygı yazısına da bakabilirsiniz. Bilim Ne Söylüyor? bölümündeki diğer yazılar.

Sosyal medyanın gençlerin ruh sağlığına riski hangi yaşta daha büyük? için yorumlar kapalı

Klinik psikolog ve Antalya Belek Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi. Çocuk, ergen, yetişkin ve çiftlerle psikoterapi; psikolojik ve bilişsel değerlendirme.