Sigmund Freud

Psikanaliz, 1856–1939

Bugünü, geçmişin ve bilinçdışı çatışmaların izleriyle birlikte okumak.

Derinlik psikolojisi

Kısa yaşam öyküsü

Sigmund Freud 1856’da bugün Çekya sınırları içinde kalan Freiberg’de (Příbor), Yahudi bir ailenin ilk çocuğu olarak doğdu. Ailesi o küçükken Viyana’ya taşındı ve Freud yaşamının büyük bölümünü bu şehirde geçirdi. Viyana Üniversitesi’nde tıp okudu ve nöroloji alanında araştırmalar yaptı. 1885–86’da Paris’te Jean-Martin Charcot’nun histeri üzerine derslerini izledi; dönüşünde Josef Breuer’le birlikte konuşmanın tedavi edici etkisini inceledi. 1886’da Martha Bernays’le evlendi, altı çocukları oldu. 1923’te çene kanseri tanısı aldı ve sonraki yıllarda otuzdan fazla ameliyat geçirdi; buna rağmen yazmayı ve hasta görmeyi sürdürdü. 1938’de Nazi Almanyası Avusturya’yı ilhak edince Londra’ya göç etti ve 1939’da orada öldü.

Sigmund Freud portresi, yaklaşık 1921
Fotoğraf: Max Halberstadt, yaklaşık 1921. Kamu malı. Wikimedia Commons

Yaşamdan kurama

Freud’un kuramının önemli kaynaklarından biri kendi iç dünyasıdır. 1896’da babasının ölümünün ardından kendi rüyaları ve çocukluk anıları üzerine sistemli bir öz-çözümlemeye girişti; Rüyaların Yorumu’ndaki örneklerin bir bölümü bu çalışmadan gelir. Kress ve arkadaşlarına göre, bebekken kaybettiği küçük kardeşine karşı duyduğu kıskançlığı ve sonrasındaki suçluluğu hatırlaması gibi deneyimler, erken çocukluğun biçimlendirici gücüne verdiği önemi beslemiş olabilir. Yahudi bir hekim olarak Viyana akademisinde kenarda kalması ise onu kendi bağımsız çevresini kurmaya yöneltti.

Kuram nasıl doğdu?

Psikanaliz, 19. yüzyılın sonunda o dönem “histeri” denen ve bedensel belirtilerin tıbbi bir nedenle açıklanamadığı durumlarla çalışılırken doğdu. Freud, Charcot’dan hipnozu, Breuer’den “konuşma kürü”nü öğrendi; Histeri Üzerine Çalışmalar’ı (1895) birlikte yayımladılar. Zamanla hipnozu bırakıp serbest çağrışım yöntemini geliştirdi. Rüyaların Yorumu (1900), bilinçdışının işleyişini anlatan temel metin oldu. 1902’den itibaren evinde toplanan küçük tartışma grubu, Viyana Psikanaliz Derneği’ne ve 1910’da Uluslararası Psikanaliz Derneği’ne dönüştü. 1920’lerde zihni id, ego ve süperego olarak tanımlayan yapısal modeli ortaya koydu. Adler, Jung ve sonraki pek çok kuramcı bu kökten ayrılarak kendi yaklaşımlarını kurdu.

İnsana bakışı

Freud’a göre insan davranışı büyük ölçüde farkında olmadığımız güçlerin, özellikle cinsellik ve saldırganlıkla ilişkili dürtülerin ve bunlara karşı geliştirdiğimiz savunmaların etkisi altındadır. Kişilik erken çocuklukta, ebeveynlerle kurulan ilişkiler içinde biçimlenir. Yetişkinlikteki belirtiler çoğu zaman çözülmemiş iç çatışmaların bir uzlaşma ürünü olarak görülür. Bu bakış insanı geçmişi tarafından belirlenmiş görse de bir umut taşır: Kişi kendini tanıdıkça daha özgür seçimler yapabilir. Freud’un ünlü ifadesiyle amaç, bilinçdışı olanı bilince taşımaktır.

Temel kavramlar

Bilinçdışı
Kişinin farkında olmadığı, ama duygu, düşünce ve davranışlarını etkileyen istek, anı ve çatışmalar.
İd, ego ve süperego
Dürtüsel istekler, bu isteklerle gerçeklik arasında arabuluculuk yapan benlik ve içselleştirilmiş ahlaki ölçütlerden oluşan yapısal model.
Savunma mekanizmaları
Bastırma, yansıtma ya da yadsıma gibi, kaygıyı azaltmak için bilinçdışı olarak kullanılan yollar.
Aktarım
Danışanın geçmişteki önemli ilişkilerden gelen duygu ve beklentilerini terapiste yöneltmesi.
Direnç
Terapide acı verici malzemeye yaklaştıkça ortaya çıkan, değişime karşı bilinçdışı çekinme.

Terapi süreci

Terapinin amacı

Bilinçdışı çatışmaları bilince taşımak, içgörü kazandırmak ve egonun daha esnek ve gerçekçi biçimde işlev görmesini sağlamak.

Terapistin rolü

Terapist görece tarafsız ve dikkatli bir dinleyicidir; danışanın anlattıklarındaki örüntüleri, aktarımı ve direnci uygun zamanda yorumlar.

Terapi odasında

Klasik psikanalizde danışan haftada birkaç kez divana uzanır ve aklına geleni sansürlemeden anlatır; analist çoğunlukla onun görüş alanının dışında oturur. Günümüzün psikanalitik psikoterapisinde ise yüz yüze ve haftada bir ya da iki seans daha yaygındır. Seanslarda rüyalar, dil sürçmeleri, tekrarlayan ilişki örüntüleri ve terapistle kurulan ilişkide beliren duygular birlikte incelenir. Süreç genellikle uzundur; değişimin, anlamanın yavaş yavaş derinleşmesiyle geleceği düşünülür.

Başlıca teknikler

Serbest çağrışım
Danışanın aklına gelen her şeyi, önemsiz ya da utandırıcı görünse bile söylemesi.
Yorum
Terapistin, danışanın sözleri, davranışları ve aktarımı arasındaki bağlantıları uygun zamanda dile getirmesi.
Rüya çözümlemesi
Rüyanın görünen içeriğinin ardındaki örtük anlamın birlikte araştırılması.
Aktarımın çözümlenmesi
Terapistle yaşanan ilişkinin, danışanın geçmiş ilişkilerini anlamak için kullanılması.
Direncin ele alınması
Kaçınma, unutma ya da seans aksatma gibi işaretlerin anlamının konuşulması.
Bu yaklaşımın sorabileceği bir soru

“Bu duygu size tanıdık gelen başka hangi yaşantılarda ortaya çıkıyor?”

Bu soru, yaklaşımı anlaşılır kılmak için yazılmıştır; Sigmund Freud tarafından söylenmiş bir söz değildir.

Hangi alanlarda kullanılıyor?

Klasik psikanaliz bugün daha çok uzun soluklu kişisel keşif ve kökleşmiş kişilik örüntüleriyle çalışmak için tercih edilir. Freud’un kavramlarından beslenen psikodinamik psikoterapiler ise depresyon, kaygı, bedensel belirtiler ve kişilik sorunları gibi geniş bir alanda, kısa ve uzun süreli biçimlerde uygulanmaktadır.

Günümüzde nasıl değerlendiriliyor?

APA Psikoterapi El Kitabı’ndaki (2024) derlemeye göre güncel psikanalitik ve psikodinamik psikoterapilerin etkililiği çok sayıda randomize kontrollü çalışma, meta-analiz ve bir Cochrane incelemesiyle desteklenmektedir; bazı çalışmalarda kazanımların terapi bittikten sonra da sürdüğü görülmüştür. Ancak bu kanıtlar büyük ölçüde Freud’un özgün tekniğinden çok, ondan gelişen çağdaş yöntemlere aittir. Psikoseksüel evreler ya da Oidipus karmaşası gibi bazı iddialar ise deneysel olarak sınanması güç bulunmuş ve eleştirilmiştir.

Güçlü yanları

  • Bilinçdışı süreçler, savunmalar ve aktarım gibi kavramlar bugün pek çok yaklaşımın ortak dili haline geldi.
  • Konuşarak tedavi fikrini ve terapötik ilişkiye dikkat etmeyi psikoterapinin merkezine yerleştirdi.
  • Erken yaşantıların yetişkin ilişkilerindeki izlerine bakmayı öğretti.

Sınırlılıkları

  • Klasik psikanaliz uzun, yoğun ve maliyetli bir süreçtir.
  • Kadın gelişimi ve cinselliğe ilişkin bazı görüşleri dönemin ön yargılarını taşır ve ağır biçimde eleştirilmiştir.
  • Kavramların bir bölümü ölçülmesi ve çürütülmesi güç biçimde tanımlanmıştır.

Freud’un kuramındaki bütün iddialar günümüz araştırmalarıyla aynı düzeyde desteklenmez. Güncel psikodinamik terapiler klasik psikanalizle özdeş değildir.

Başlıca eserler

  • Histeri Üzerine Çalışmalar (Breuer’le, 1895)
  • Rüyaların Yorumu (1900)
  • Cinsellik Kuramı Üzerine Üç Deneme (1905)
  • Ego ve İd (1923)
  • Uygarlığın Huzursuzluğu (1930)

Sigmund Freud’un kişilik kuramına ilişkin ayrıntılar için Kişilik kuramları atlasındaki sayfaya bakabilirsiniz.

Kaynaklar

Bu sayfadaki metinler yukarıdaki kaynaklardan yararlanılarak özgün olarak yazılmıştır.

Psikoterapi atlasındaki tüm kuramcılar ya da kısa keşif