Irvin D. Yalom

Varoluşçu psikoterapi, 1931 doğumlu

Özgürlük, yalnızlık, ölüm ve anlamla ilgili temel sorulara yaklaşmak.

İnsancıl ve yaşantısal

Kısa yaşam öyküsü

Irvin David Yalom 1931’de Washington’da, Rusya’dan göç etmiş Yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Ailesi yoksul ve tehlikeli bir mahallede bakkal işletiyor, dükkânın üstündeki küçük bir dairede yaşıyordu. Kress ve arkadaşlarının aktardığına göre bu ortamdan kaçış yolu mahalledeki kütüphane oldu; okumaya ve edebiyata duyduğu tutku burada başladı. Boston Üniversitesi’nde tıp okudu, Johns Hopkins’te psikiyatri ihtisası yaptı ve askerlik görevinin ardından 1960’larda Stanford Üniversitesi’ne katıldı; uzun yıllar orada psikiyatri profesörü olarak çalıştı. Edebiyat ve kadın çalışmaları akademisyeni Marilyn Yalom’la, onun 2019’daki ölümüne kadar evli kaldı. Kuramsal kitaplarının yanı sıra psikoterapiyi anlatan öykü ve romanlarıyla da tanınır.

Irvin D. Yalom, Moskova, 2014
Fotoğraf: Masangina, Moskova, 2014. CC BY-SA 3.0 lisansıyla; siyah-beyaz ve kırpılmış olarak aynı lisansla kullanılmıştır. Wikimedia Commons, lisans

Yaşamdan kurama

Yalom’un varoluşçu yaklaşımı büyük ölçüde ölümle karşı karşıya olan insanlarla çalışırken biçimlendi. 1970’lerde ilerlemiş kanser tanısı almış hastalarla yürüttüğü gruplarda, ölümle yüzleşmenin insanları yalnızca korkutmadığını, aynı zamanda yaşamlarını daha anlamlı ve dolu yaşamaya yönelttiğini gözlemledi. Çocukluğunda kitaplarda bulduğu sığınak ise psikoterapiyi edebiyat aracılığıyla anlatmasında belirleyici oldu. İleri yaşlarında eşi Marilyn’in ölümcül hastalık sürecini birlikte yazdıkları A Matter of Death and Life (2021), kuramıyla kendi yaşamı arasındaki bağın en kişisel tanığıdır.

Kuram nasıl doğdu?

Varoluşçu psikoterapi; Kierkegaard, Nietzsche, Heidegger ve Sartre gibi filozofların insan varoluşuna ilişkin sorularından ve Ludwig Binswanger, Viktor Frankl ve Rollo May gibi klinisyenlerin çalışmalarından doğdu. Yalom’un 1980’de yayımladığı Varoluşçu Psikoterapi, bu dağınık geleneği klinikte kullanılabilir bir çerçeveye dönüştürdü ve yaklaşımın özellikle ABD’de tanınmasını sağladı. Yalom ayrıca grup terapisi alanının en temel kitaplarından birini yazdı; grup terapisinin iyileştirici etkenlerine ilişkin sınıflandırması bugün de yaygın olarak kullanılır. 1989’da yayımlanan Aşkın Celladı ile terapi odasını geniş bir okur kitlesine açtı.

İnsana bakışı

Yalom’a göre insanın en derin kaygıları dört “nihai kaygıya” dayanır: ölümün kaçınılmazlığı, özgürlük ve onun getirdiği sorumluluk, ne kadar yakın olursak olalım aşılamayan varoluşsal yalnızlık ve kendiliğinden bir anlamı olmayan dünyada anlam bulma ihtiyacı. Freud’un dürtüler arasındaki çatışmasının yerine, insanın varoluşun bu verili koşullarıyla karşılaşmasından doğan çatışmayı koyar. Pek çok belirti, bu kaygılardan korunmak için geliştirilmiş yollar olarak görülebilir. Bu kaygılarla cesaretle yüzleşmek daha sahici ve dolu bir yaşamın kapısını açar.

Temel kavramlar

Nihai kaygılar
Ölüm, özgürlük, varoluşsal yalnızlık ve anlamsızlık; her insanın yaşamında karşılaştığı temel koşullar.
Varoluşsal kaygı
Bu koşullarla yüzleşmenin doğal sonucu olan, ortadan kaldırılması değil anlaşılması gereken kaygı.
Sorumluluk
Kişinin kendi yaşamının ve seçimlerinin yazarı olduğunu kabul etmesi.
Sahicilik
Başkalarının beklentileri yerine kendi değerleri ve seçimleriyle yaşamak.
Burada ve şimdi
Terapist ile danışan arasındaki ilişkide o anda yaşananların terapinin malzemesi olarak kullanılması.

Terapi süreci

Terapinin amacı

Danışanın varoluşun verili koşullarıyla yüzleşmesine, yaşamının sorumluluğunu üstlenmesine ve kendine özgü bir anlam ve amaç duygusu geliştirmesine yardım etmek.

Terapistin rolü

Terapist bir teknik uzmandan çok “yol arkadaşı”dır; içtenlikle ilişkiye katılır, uygun olduğunda kendi tepkilerini paylaşır ve danışanla aynı insanlık koşullarını paylaştığını unutmaz.

Terapi odasında

Varoluşçu bir terapide belirli bir teknik sırası yoktur; seanslar danışanın yaşamındaki seçimler, kayıplar, ilişkiler ve anlam soruları etrafında şekillenir. Terapist özellikle terapi ilişkisinde o anda olup bitenle ilgilenir: “Bugün bana karşı biraz mesafeli olduğunuzu hissediyorum; bu dışarıdaki ilişkilerinizde de olan bir şey mi?” Ölüm, yaşlanma ya da bir karar karşısındaki kaygı gibi konular kaçınılmadan ama acele de edilmeden konuşulur. Yalom, her danışan için yeni bir terapi icat etmek gerektiğini söyler.

Başlıca teknikler

İlişkiyi kullanma
Terapi odasındaki ilişkiyi, danışanın ilişki kurma biçimini anlamak için birincil kaynak olarak kullanmak.
Terapistin şeffaflığı
Danışana yararlı olacağı durumlarda terapistin kendi duygu ve tepkilerini ölçülü biçimde paylaşması.
Sorumluluğu fark ettirme
Danışanın “başıma geldi” dediği şeylerde kendi payını ve seçimlerini görmesine yardım etmek.
Kaygılarla yüzleşmeyi destekleme
Ölüm, kayıp ve anlam gibi konuları güvenli bir ilişki içinde açıkça ele almak.
Grup terapisi
Grup içi ilişkileri; umut aşılama, ortak yaşantıları fark etme ve kişilerarası öğrenme gibi iyileştirici etkenleri harekete geçirmek için kullanmak.
Bu yaklaşımın sorabileceği bir soru

“Bu seçimin, yaşamak istediğiniz hayat açısından anlamı ne?”

Bu soru, yaklaşımı anlaşılır kılmak için yazılmıştır; Irvin D. Yalom tarafından söylenmiş bir söz değildir.

Hangi alanlarda kullanılıyor?

Varoluşçu yaklaşım yas, ölümcül hastalık, yaşlılık, yaşam geçişleri, anlam kaybı ve önemli kararlarla karşı karşıya olan kişilerle çalışırken öne çıkar. Yalom’un grup terapisi modeli ise psikiyatri servislerinden destek gruplarına kadar çok farklı ortamlarda uygulanmaktadır.

Günümüzde nasıl değerlendiriliyor?

APA Psikoterapi El Kitabı’nda (2024) Schneider ve Hoffman, varoluşçu-insancıl terapilere ilişkin araştırmaların son on yılda arttığını ve özellikle yaşam kalitesi ve yaşamın anlamı gibi sonuçlarda etkililiği destekleyen bulgular bulunduğunu aktarır. Bununla birlikte yaklaşım tekniklerden çok bir tutum olduğu için kontrollü çalışmalarla sınanması güçtür ve randomize çalışma sayısı sınırlıdır. Yalom’un tanımladığı iyileştirici etkenler ise grup terapisi araştırmalarında en çok çalışılan kavramlar arasındadır.

Güçlü yanları

  • Ölüm, özgürlük, yalnızlık ve anlam gibi her insanın sorularını terapinin konusu yaptı.
  • Terapötik ilişkinin insani ve eşit yanını vurguladı.
  • Grup terapisinin temel kuramsal çerçevesini oluşturdu.

Sınırlılıkları

  • Yapılandırılmış bir protokolü olmadığından öğrenilmesi ve araştırılması güçtür.
  • Ağır belirtilerde ya da acil durumlarda tek başına yeterli olmayabilir.
  • Felsefi dili bazı danışanlar için soyut kalabilir.

Varoluşçu terapi yalnızca felsefi bir sohbet değildir; terapötik ilişki ve kişinin somut yaşam deneyimi önemlidir.

Başlıca eserler

  • Grup Psikoterapisinin Teori ve Pratiği (1970)
  • Varoluşçu Psikoterapi (1980)
  • Aşkın Celladı (1989)
  • Nietzsche Ağladığında (1992)
  • Güneşe Bakmak (2008)

Kaynaklar

Bu sayfadaki metinler yukarıdaki kaynaklardan yararlanılarak özgün olarak yazılmıştır.

Psikoterapi atlasındaki tüm kuramcılar ya da kısa keşif